Konuşmadığım ifadeler ağlattı bugun beni.
Galata kulesine çıkıp atlamak istedim.
Ama gitmeye usendim.
Sise sise içkiler bitirmek geliyor içimden.
Yok diyetteyim kilo yapıyor.
Falıma baktım rüyamda hem de kendim yonetirken.
Kalktım inandım salak gibi.
Nefes almadan yasamayı hayal ettim hersey düzelir diye.
Yani konuşmak nefes almaktır aslında.
Her gün girdiğim sitenin sekli semali değişinde bile çıldırıyorum.
Garip degil dezenfektan kutusuna yumruktan sonra ama normal degil olanlar.
Uç kelimeye anlam yükledim su vakit.
Bosver.
Soz ve beyin baya baya zitlasir senin elinde olmadan.
Adam gibi yasamanın tanımını yapamadım bı türlü.
Cümle cümle geliyor yazdıklarım.
Evet cümle cümle zaten.
Neyse kapa konuyu basimla basbasa bırak beni.
*************
Fırat Gürsoy 21 Aralık 2011. 23:25
21 Aralık 2011 Çarşamba
11 Aralık 2011 Pazar
Melekler de Yanar
Sevinemiyorum güzel bişey olduğunda.
Güzel bişey olmuyo bile aslında.
Umrumda değil zaten.
Olmasın.
Bırakıyorum hayatı öyle gitsin.
Tutmayacağım artık nasırlı elini.
Önden önden yürüsün arkasından devam ederim.
Bir şeyden eminim sadece.
Çok şeyi yitirdim kendi elimle.
Mahvettiğim bir çok şey var şu zamana kadar.
Kendimi kandırdığım çok zaman oldu ama her yerim çizik içinde.
İnsanları düşünmeye devam ediyorum.
Düşündüklerim istediğim şeyler olabilir ama yazık insanın her istediği olmuyor.
Melekler de yanar, anladım.
Göründüğü gibi olmayan dünyanın sonuna don biçmiyorum, anladım.
**********
Fırat Gürsoy 12 Aralık 2011 04:48
Güzel bişey olmuyo bile aslında.
Umrumda değil zaten.
Olmasın.
Bırakıyorum hayatı öyle gitsin.
Tutmayacağım artık nasırlı elini.
Önden önden yürüsün arkasından devam ederim.
Bir şeyden eminim sadece.
Çok şeyi yitirdim kendi elimle.
Mahvettiğim bir çok şey var şu zamana kadar.
Kendimi kandırdığım çok zaman oldu ama her yerim çizik içinde.
İnsanları düşünmeye devam ediyorum.
Düşündüklerim istediğim şeyler olabilir ama yazık insanın her istediği olmuyor.
Melekler de yanar, anladım.
Göründüğü gibi olmayan dünyanın sonuna don biçmiyorum, anladım.
**********
Fırat Gürsoy 12 Aralık 2011 04:48
30 Kasım 2011 Çarşamba
Bazen
Bugün durgunum, mutsuzum vs. hepsiyim kötü olan durumların.
Sormasın kimse ama ne oldu diye.
Söylemeyeceğim.
Yine kendi dünyamda.
Bazen herşey güzelken somurtmak istersin.
Bir şeyin yoksa bile bir şeyin vardır.
Bazen çekip gidersin.
Bazen toplanırsın bir kafede.
Bazen yürüyorsundur havada.
Bazense inmeye çalışırsın yer altına.
Yaptığın hiç bişeyin hesabını kimse soramaz sana.
Kız ya da erkek farketmez.
Herkes ne isterse onu yapsın.
Belki daha mutlu olunur.
Mutlulukla da pek alakası yok aslında.
Dediği gibi " Herkes kendi adasında yaşar."
He birde bazen gülersin kendini kaybedip.
Bazen ağlarsın timsahsı.
Bazen kapkaranlık evde oturmak çok güzel ama,
Bazen bir ışık vardır senin elinde olmadan yansıyan.
******
Fırat Gürsoy 30 Kasım 2011 14:29
Sormasın kimse ama ne oldu diye.
Söylemeyeceğim.
Yine kendi dünyamda.
Bazen herşey güzelken somurtmak istersin.
Bir şeyin yoksa bile bir şeyin vardır.
Bazen çekip gidersin.
Bazen toplanırsın bir kafede.
Bazen yürüyorsundur havada.
Bazense inmeye çalışırsın yer altına.
Yaptığın hiç bişeyin hesabını kimse soramaz sana.
Kız ya da erkek farketmez.
Herkes ne isterse onu yapsın.
Belki daha mutlu olunur.
Mutlulukla da pek alakası yok aslında.
Dediği gibi " Herkes kendi adasında yaşar."
He birde bazen gülersin kendini kaybedip.
Bazen ağlarsın timsahsı.
Bazen kapkaranlık evde oturmak çok güzel ama,
Bazen bir ışık vardır senin elinde olmadan yansıyan.
******
Fırat Gürsoy 30 Kasım 2011 14:29
20 Kasım 2011 Pazar
Düz Yazı(m)
Evet yazamıyorum ne zamandır.
Belki yine yazamayacağım uzun zaman boyunca.
Şikayetçiyim bu durumdan.
Yazamıyorum çünkü sevmiyorum hayatı.
Ergen tribi gibi fakat bişeyler yaşıma fazla.
Kendimi büyütüp geliştiriyim derken kalkamaz hale geldim.
Okumak istiyorum okuyamıyorum.
Yazmak istiyorum yazamıyorum.
Üretmek istiyorum üretemiyorum.
Kıçı kırık bir perofmans bile yazamıyorum.
Günlük tutmaya kalkıp yine oturdum kıçımın üstüne.
Haftada en az 2-3 kere D&R'a girip herşeyi almak isteyip sonra istemiyorum.
Çünkü hayatı sevmiyorum.
Süsleyemiyorum sevmediğim bir şeyi.
İstemeden bir sürü şey yapıyorum.
Soranlara söylemiyorum.
Kendi içimde bir hayat kurdum çok entresan şeyler çeviriyorum.
Kendimi dövüyorum ya da kendimden dayak yiyorum.
Kitaplara aşık oluyorum.
Ya da yazmadığım fikir çuvalıma.
Aşık olduğum kızı terk ediyorum kredimiz bitmesin diye.
Kendimi biliyorum.
Çok uzun yollar düşünüyorum ve buralardan gidiyorum.
Kayboluyorum içimde ve diyorum:
Ne boktan bir şey sıçıyım içine.
Okumuyorum yazdığım yazıları tekrar yanlış tanınmış bir gazeteci gibi.
İçimde bir dünya var kimseye açmadığım.
Ne dokunuyorum ne de insanlar dokunamıyor görmediklerinden.
Herkesten kaçıyorum durduğum yerde.
Gözlerimi açtığımda inanıyorum bazı rüyalarıma.
Bir kaç kez oldu 'ha siktir yine rüya' diye uyandığım.
Bir çok kez hatta.
Sıkar seni bu yazıyı okumak ama sende varsın içinde bir yerde.
Bir daha okuma sen olan aklındadır zaten.
Beğenmek zorunda da değilsin kendime yazdım ilk defa.
*****
Fırat Gürsoy 20 Kasım 2011
Belki yine yazamayacağım uzun zaman boyunca.
Şikayetçiyim bu durumdan.
Yazamıyorum çünkü sevmiyorum hayatı.
Ergen tribi gibi fakat bişeyler yaşıma fazla.
Kendimi büyütüp geliştiriyim derken kalkamaz hale geldim.
Okumak istiyorum okuyamıyorum.
Yazmak istiyorum yazamıyorum.
Üretmek istiyorum üretemiyorum.
Kıçı kırık bir perofmans bile yazamıyorum.
Günlük tutmaya kalkıp yine oturdum kıçımın üstüne.
Haftada en az 2-3 kere D&R'a girip herşeyi almak isteyip sonra istemiyorum.
Çünkü hayatı sevmiyorum.
Süsleyemiyorum sevmediğim bir şeyi.
İstemeden bir sürü şey yapıyorum.
Soranlara söylemiyorum.
Kendi içimde bir hayat kurdum çok entresan şeyler çeviriyorum.
Kendimi dövüyorum ya da kendimden dayak yiyorum.
Kitaplara aşık oluyorum.
Ya da yazmadığım fikir çuvalıma.
Aşık olduğum kızı terk ediyorum kredimiz bitmesin diye.
Kendimi biliyorum.
Çok uzun yollar düşünüyorum ve buralardan gidiyorum.
Kayboluyorum içimde ve diyorum:
Ne boktan bir şey sıçıyım içine.
Okumuyorum yazdığım yazıları tekrar yanlış tanınmış bir gazeteci gibi.
İçimde bir dünya var kimseye açmadığım.
Ne dokunuyorum ne de insanlar dokunamıyor görmediklerinden.
Herkesten kaçıyorum durduğum yerde.
Gözlerimi açtığımda inanıyorum bazı rüyalarıma.
Bir kaç kez oldu 'ha siktir yine rüya' diye uyandığım.
Bir çok kez hatta.
Sıkar seni bu yazıyı okumak ama sende varsın içinde bir yerde.
Bir daha okuma sen olan aklındadır zaten.
Beğenmek zorunda da değilsin kendime yazdım ilk defa.
*****
Fırat Gürsoy 20 Kasım 2011
19 Ekim 2011 Çarşamba
İki Ucu Boklu 'Bıçak'
Bugüne kadar çeşitli devlet adamları "bıçak kemiğe dayandı" şeklinde açıklamalarda bulundu. Bu insanların neresindeki kemiğe denk geliyorsa bıçak -ki herhalde zevk aldıkları bir bölge olsa gerek- bir hamlede bulunmamakta ısrarlıydılar ve bugün bir kez daha bıçak kemiğe dayandı. Gözlerimi açar açmaz olmasa da radyoyu açtığımda durgun bir ses duydum. Şöyle diyordu; "Evet sevgili dinleyenler, 8 ayrı noktada yapılan çatışmalar sonucu 24 şehidimiz 18 de yaralımız var." Sabah sabah güzel bi başlangıç değil mi?!
***
Sen 'badem' yağı fabrikatörü sağ kolunun, " Zamlar 74 milyonu ilgilendirmiyor" demesine ses çıkarmazken, hemen her gün şehit olan 20'li yaşlardaki körpelerin analarına hesap olarak sadece "bunlar artık çok oldu" tavrı takınmaya devam edip, komutanları kodese yollarken, "Kriz teğet bile geçmicek bu sene!" derken aslında " Bu sene daha yalakayız Amerika'ya" demeyi kast ederken, seçim zamanı gelince "muhalefet hiç bir uzlaşmada bulunmuyor" diyip sonra yasa tekliflerini bi kenara bırak, yolsuzlukları ortaya koyduğunda dahi kâle almazken, bakanın 'fakir fukara garip gurebanın' hakkını yerken görmezden gelip, hala "bu Anayasa milletin Anayasa'sı olacak" diye yırtınırken,
***
-Bugün 24 kalp daha durdu.
Halk artık şehit haberlerine günlük trafik kazaları haberi olarak bakmaya başladı. Yıllardır çözülemeyen hatta bir daha ilerisi çözülmeyen bu sorun insanları duygusuzlaştırdı. Her haber bülteninde 1 şehit olsa bile haber yapılıyor. İnsanların dikkati çekilmeye çalışılıyor ama insanlar geçim derdine düştüğünden kimsenin umrunda değil. Bu biraz uçak düşerken uçağa tutunmaya benziyor. Herkes kendimi kurtarayım derken aslında elinden gidenlerin fakına varmıyor. Ve büyük ihtimallede farkına vardığında bişeyleri düzeltmek için çok geç olacak.
***
Sen! Köroğlu! Daha bana dokunmayan yılan bin yaşasın derken aslında yılanla kucaklaştığının farkına varıncaya kadar bu kervan böyle sürer gider. Kervan sürer gider de develeri kim yönetiyor, zamanında kim yönetmiş de sen ne sanmışsın onu da o zaman anlarsın.
-Vakti zamanı gelince kaçmaya bile şansın olmayabilir sen en iyisi bir göz doktorundan randevu al. Olur ya belki yeniden görebilirsin...
-Pek aydın bir gün değil. Sanırım artık ülkeme umutla uyanmak git gide umutsuz bir hal alıyor.
**********
Fırat Gürsoy 19 Ekim 2011
***
Sen 'badem' yağı fabrikatörü sağ kolunun, " Zamlar 74 milyonu ilgilendirmiyor" demesine ses çıkarmazken, hemen her gün şehit olan 20'li yaşlardaki körpelerin analarına hesap olarak sadece "bunlar artık çok oldu" tavrı takınmaya devam edip, komutanları kodese yollarken, "Kriz teğet bile geçmicek bu sene!" derken aslında " Bu sene daha yalakayız Amerika'ya" demeyi kast ederken, seçim zamanı gelince "muhalefet hiç bir uzlaşmada bulunmuyor" diyip sonra yasa tekliflerini bi kenara bırak, yolsuzlukları ortaya koyduğunda dahi kâle almazken, bakanın 'fakir fukara garip gurebanın' hakkını yerken görmezden gelip, hala "bu Anayasa milletin Anayasa'sı olacak" diye yırtınırken,
***
-Bugün 24 kalp daha durdu.
Halk artık şehit haberlerine günlük trafik kazaları haberi olarak bakmaya başladı. Yıllardır çözülemeyen hatta bir daha ilerisi çözülmeyen bu sorun insanları duygusuzlaştırdı. Her haber bülteninde 1 şehit olsa bile haber yapılıyor. İnsanların dikkati çekilmeye çalışılıyor ama insanlar geçim derdine düştüğünden kimsenin umrunda değil. Bu biraz uçak düşerken uçağa tutunmaya benziyor. Herkes kendimi kurtarayım derken aslında elinden gidenlerin fakına varmıyor. Ve büyük ihtimallede farkına vardığında bişeyleri düzeltmek için çok geç olacak.
***
Sen! Köroğlu! Daha bana dokunmayan yılan bin yaşasın derken aslında yılanla kucaklaştığının farkına varıncaya kadar bu kervan böyle sürer gider. Kervan sürer gider de develeri kim yönetiyor, zamanında kim yönetmiş de sen ne sanmışsın onu da o zaman anlarsın.
-Vakti zamanı gelince kaçmaya bile şansın olmayabilir sen en iyisi bir göz doktorundan randevu al. Olur ya belki yeniden görebilirsin...
-Pek aydın bir gün değil. Sanırım artık ülkeme umutla uyanmak git gide umutsuz bir hal alıyor.
**********
Fırat Gürsoy 19 Ekim 2011
7 Ekim 2011 Cuma
Bir Çok Kez Daha
Bugün sorundu ayrılık.
Aslında aklından zorundu.
Kimsesiz kalmaktan dert yanarken,
Bırakıp giden 'en iyi kadın oyuncu'ydu.
Daha duygusal sandığım zamanlarım oldu onları.
Gözüm kapalı, inadına, inandığım,
Bazen de aklına şaştığım.
Bazen sevdiğim, bazen nefret ettiğim
En sonunda biliyorum birinde bekleyeceğim
Sen beni görmesen de ben bakmaya devam edeceğim
Güldüğünde sıkışan yanaklarına,
Kör olmuş sol yanına.
*******
Fırat Gürsoy 07 Ekim 2011 11:17
Aslında aklından zorundu.
Kimsesiz kalmaktan dert yanarken,
Bırakıp giden 'en iyi kadın oyuncu'ydu.
Daha duygusal sandığım zamanlarım oldu onları.
Gözüm kapalı, inadına, inandığım,
Bazen de aklına şaştığım.
Bazen sevdiğim, bazen nefret ettiğim
En sonunda biliyorum birinde bekleyeceğim
Sen beni görmesen de ben bakmaya devam edeceğim
Güldüğünde sıkışan yanaklarına,
Kör olmuş sol yanına.
*******
Fırat Gürsoy 07 Ekim 2011 11:17
4 Ekim 2011 Salı
Yeni Arayışlar
Yeni arayışlardayım. Ondan böyle her şeye saldırışım. Yeni müzik türleri-hatta biri kulağımda-, sporlar, kitaplar, hatta kuruyemişler bile değişik. Her şeyden sıkılışımın göstergeleri bunlar. Hani bayanlar çok sıkılınca kuaföre gidip saçlarını değiştiriyolar ya, ben bi erkek olarak ona cesaret edemediğimden üstümde değil dışımda değiştirdim hayatımı. Amerikan futboluna başladım mesela babamın ' bunlar kapitalist oyunlar yalnız' şakasına gülüp geçerek. Mesela dupstep* dinlemeye başladım, sadece ritim. Tiyatro kulübüne girdim yeni inşa ettiğim '2. evim'de. Dergi ve haber merkezindeyim yine o evin bir odasında. Ama sanırım bunu yaparken unuttuğum bir şey vardı, haftanın 7 gün olduğu. Bugün hepsini düşündüm ve hesapladım. Madem bunları yapınca değişebilecek hayatımda bazı şeyler o zaman yapayım. Şöyle kaba bir hesapla; 3 tane aktivite 1 tane ilgi alanı var elimde. Hafta 7 gün. Futbol idmanları haftada 3 gün Çarşamba, Cuma, Pazar. Geriye kaldı Pazartesi Salı Perşembe Cumartesi. Cumartesi okul yok. O zaman geriye kaldı Pazartesi Salı Perşembe. Tiyatro Salı-Perşembe olsa ( yani öle düşünürsek ki bu benim istediğim).Dergiye de Pazartesi ayrılsa geriye kaldı Cumartesi. E benim bir annem, babam, kardeşim, kız arkadaşım, kuzenlerim, arkadaşlarım olduğunu düşünürsek, bir 'ben' olduğumu düşünürsek nasıl zaman ayırıcam diğerlerine?..
Bir insanın hayatını değiştirmesi bu kadar zorsa, yani kendini bile değiştirmesi bu kadar zorsa o zaman başkasını değiştirmesi sanırım olanaksız. O kadar direktifte bulunup sonra karşısındaki dediğini yapmayınca anlam veremeyen kişi galiba hiç kendini değiştirmemiş, sıkıcının biri. Uzaklaş ondan. Biraz direk bi tavır belki ama böyle. Çünkü o senden sürekli bir şey isteyecek bu da seni yıpratacak. Aklında hep kötü biri olacak devam ederseniz ve ayrılırsanız. O artık senin ilk gördüğünde heyecanlandığın, mesaj attığında, aradığında karnını ağırıtan kişi olmaktan çıkıcak.
Ama yine de doğru zamanda doğru hareketi yapamayacaksın biliyorsun değil mi? Güzel, farkında olman bile güzel. En azından tahmin edersin ilerdeki hayatını. Hani şöyle; biraz köle, biraz onun karakteri, aslında sen olmayan, biraz annen, biraz baban bir giysi. Biraz daha zorlarsak arkadaşlarından bir tutam daha ekleyip giysi fabrikası kurabilirsin demektir(!)
Yaşamın kolonlarında onlara bağlı kalın halatlar vardır, döneüm noktaları... Eğer onlardan birini dahi ısrarla çekmeye çalışırsan bir gün hayat üstüne yıkılır. O zaman kılığına büründüğün kişiler sana 2 gün ağlar ve kendi hayatına devam eder. Ama sen bunu göremeyecek durumda bile olabilirsin. O yüzden benden söylemesi; İnsanları ne kendin yap, ne de birisi ol. Eğer 'birisi' olmak istiyorsan...
**********
Fırat Gürsoy 04 Ekim 2011 14:35
Bir insanın hayatını değiştirmesi bu kadar zorsa, yani kendini bile değiştirmesi bu kadar zorsa o zaman başkasını değiştirmesi sanırım olanaksız. O kadar direktifte bulunup sonra karşısındaki dediğini yapmayınca anlam veremeyen kişi galiba hiç kendini değiştirmemiş, sıkıcının biri. Uzaklaş ondan. Biraz direk bi tavır belki ama böyle. Çünkü o senden sürekli bir şey isteyecek bu da seni yıpratacak. Aklında hep kötü biri olacak devam ederseniz ve ayrılırsanız. O artık senin ilk gördüğünde heyecanlandığın, mesaj attığında, aradığında karnını ağırıtan kişi olmaktan çıkıcak.
Ama yine de doğru zamanda doğru hareketi yapamayacaksın biliyorsun değil mi? Güzel, farkında olman bile güzel. En azından tahmin edersin ilerdeki hayatını. Hani şöyle; biraz köle, biraz onun karakteri, aslında sen olmayan, biraz annen, biraz baban bir giysi. Biraz daha zorlarsak arkadaşlarından bir tutam daha ekleyip giysi fabrikası kurabilirsin demektir(!)
Yaşamın kolonlarında onlara bağlı kalın halatlar vardır, döneüm noktaları... Eğer onlardan birini dahi ısrarla çekmeye çalışırsan bir gün hayat üstüne yıkılır. O zaman kılığına büründüğün kişiler sana 2 gün ağlar ve kendi hayatına devam eder. Ama sen bunu göremeyecek durumda bile olabilirsin. O yüzden benden söylemesi; İnsanları ne kendin yap, ne de birisi ol. Eğer 'birisi' olmak istiyorsan...
**********
Fırat Gürsoy 04 Ekim 2011 14:35
14 Eylül 2011 Çarşamba
Spontane
- Gülen bir yol aradım dışarı çıktığımda. Fakat gülmedi genelde yollar. Her gidene bir ayakkabı olmuş yollar, bana hiç sırıtmadı bile. Hiçbir mutluluğu bağlayamadım yollara. Aydınlığın pençesinde dahi olsa hiç dudağını iki yana gerip gülümsemedi yollar.
- Sorgular. İnsan bazen ‘bana neden bunu yaşattılar’ı sorgular fakat yanıt bulamaz.
Kesin vardır yaptığı bir şey ama kendisine bile itiraf edemez duyulur diye.
- Korkarım. Kimi zaman ağlamaya korkarım kimi zaman kendi kendime konuşmaya. İnsan içinde sakladıklarıyla boğuşmaktan hayatı kaçırır. Ama ömür şah damarına atılan ufak bir çizgiye bağlıdır.
- Sezersin. Bir gün bir şeyler olduğunu, hayatına bir şeylerin etki ettiğini sezersin. Eee? Sadece sezersin. Bir müdahalede bulunmaya kalksan, kime çatacaksın? Kendi kendini yiyip bitirirsin.
- Sonra delirirsin. Kendi kendine konuşana deli diyorlar ya… İşte o zaman delirirsin. Aslında delirmenin güzelliğini görememişler, ona kötü gözle bakacaklar, bilesin. O, insanların karşısına çıkıp ‘evet delirdim, hani kendi kendime konuşup, düşünüp, bir şeyleri görebildim ya merak etmeyin, delirdim’…
-Galiba sevgiler gerçek. Ama yalansız, günahsız, yaşanmış sevgiler. Gözyaşları yerine yağmur altında, şemsiyeden akan sularla yıkanan bir aşk. Gerçek, gerçek olmasına da zor be usta. Zor o kişiyi bulmak. Hani tamam koca koca adamlar yazmışlar aşk üstüne bir takım düşünceler de o kadar derin değil durum. Seveceksin, sevecek, sevişiceksiniz, olacak. Ama insanlar kendini yenemedi: Yıllarca kadın-erkek ilişkileri konuşuldu. Neden? Çünkü mağlubiyet galibiyeti geçmiş. İnsanlar kendilerini yenemedi diye, beyinleri davranışlara etki etti diye( Bırakın şimdi tıbbi konuşup’ salak, beyin zaten yönetiyor’ zırvalarını. Biraz yatağa yattığınızda yukardan bakın kendinize. Bakın bakalım öyle miymiş..) yüz yıllardır üstüne düşünülmüş. Ezilmiş erkek. He tabi erkek aldatıyor, göstermiyor sonra göz yaşları ‘ ben sana ne yaptım’lar. Ohoo! onu geç hocam bayadır aslında kadınlarında erkeklerden aşağı kalır yanı yok. Kıyaslama yapalım…
-Cem Yılmaz’dan.. Kadın yalanı söyleyebilmiştir. O yüzden yalancı değildir.
*Doğru. Yalanı söylemiş ve inzivaya çekilmiştir. Erkek kendini acındırıp ühü ühü! Diye kıvranırken, yalanı afiyetle yemiş ve birazdan uykuya dalacaktır.
----Gerçekler, sevgiden, saygıdan, biraz karakterliyse yürekten yoksun insanların, kaybettiği misketlerdir. Kendi isteğiyle oynadığı oyunun kaybedeni insanlar…
5 Eylül 2011 Pazartesi
Geldin ya, Gitme
Asfalstlarin yanarcasina yuruyebilmelisin kalbine,
Nerede ise göz yasin, ona doğru yürümelisin,
Yürümelisin gecenin bilmem kaçında boş sokaklarda,
Yanında geçene bakamadığın zifiri karanlıkta,
Sovebilmelisin arkasına bakmadan gidene arkasını düşünmeden,
Ya da sevebilirsin giydiğin ayakkabıyı bile,
Kumar oynayabilirsin her seyini kaybedercesine, en azindan kendi elindedir,
O zaman ağlamazsın elinde olmadan elinden kayıp giden elleri sevindiren hayatına,
Mahzenlerde olmalısın, yillandikca tatlanmali,
Sözün bittiği yerde de olabilirsin,kelimelerin faili meçhul,
Sözün bittiği yerdeyim şimdi.
O yersin sen, kelimelerimden ev yaptın,
Yakıp gitme n'aparim, bilirsin yarım kalırım.
***************
Fırat Gürsoy. 6 Eylül 2011 00:14
Nerede ise göz yasin, ona doğru yürümelisin,
Yürümelisin gecenin bilmem kaçında boş sokaklarda,
Yanında geçene bakamadığın zifiri karanlıkta,
Sovebilmelisin arkasına bakmadan gidene arkasını düşünmeden,
Ya da sevebilirsin giydiğin ayakkabıyı bile,
Kumar oynayabilirsin her seyini kaybedercesine, en azindan kendi elindedir,
O zaman ağlamazsın elinde olmadan elinden kayıp giden elleri sevindiren hayatına,
Mahzenlerde olmalısın, yillandikca tatlanmali,
Sözün bittiği yerde de olabilirsin,kelimelerin faili meçhul,
Sözün bittiği yerdeyim şimdi.
O yersin sen, kelimelerimden ev yaptın,
Yakıp gitme n'aparim, bilirsin yarım kalırım.
***************
Fırat Gürsoy. 6 Eylül 2011 00:14
28 Mayıs 2011 Cumartesi
T 'anışıklı Dövüş
Tanışıklı dövüş benimkisi. Birbirini tanımaya başlayanların dövüşü... Tanımak o kadar kolay olsaydı kazık atacak akıllı ve haliyle kazık yiyecek enayi ne yapardı? Boş gezenin, boş kalfaları. Peki her kazık yiyen enayi (e bende insanım ben dahil) boş insan mı buna göre? Sözüm meclisten dışarı. Ama tabi ki var onunda suçları. Saflık, insanı insan sanma,iyi niyet,sevgi,değer verme,saygı gibi... Ne kadar kabul edilemez suçlar. Ne yaptın sen enayi?! Verdiğin değerin onda birini göremezken bir de sevdin mi saf,içten,iyiden,inceden...İdamlıktan betersin. İnsan insana müdahalede bulunuyor diye ölene kadar içerde kalıyor abide-i demokrasi ülkesi Türkiye'de.(Hoş yapmasa da bir şekilde yatabiliyor rutubetler yuvasında. İnsan içeri tıkmayı istemeye görsün.) Mesela doğuya git, Pakistan'a. Şeriat işler orda. ''Vurun kellesini, taşlayın kahpeyi, katledin ırz düşmanını''. Dünyada bunlar olurken insan kendine müdahale edemiyor diye kaç kere vuruyor kellesini,kaç kere dayak yiyor yeşil-mavi patrondan. Tekme,tokat,kroşe,aparkat sonunda nakavt! İnsan yerle bir. Tabi bunların kanunlarda yeri yok. Garip bir şekilde de herkesin ağzında aynı marka sakız.''İnsan en büyük kötülüğü kendine yapar''. Hani giyotin?
Sorun cezalandırmak değil. Sorun insanın kendine gelememesi.Beynini belli bir yaştan sonra kıvama getirdiğini sanan insan evladı(insanoğlu demeyelim feminizm yandaşları olabilir) daha kendini yönetecek duruma gelememiş,içinde neler olup bitiyor farkında değil. Ama hep bir ukalalık,hep bir yerden havalanış. ''Ben biliyorum, ben yaparım, ben iyiyim, ben, ben, ben, ben... ''Ben''le başlayan çoğu cümlenin sonunda, karşı tarafın senin hakkındaki düşüncelerini görsen, sürpriizzz! sana en büyük kandırış. Uzaklarda arama, çünkü sen içiNdesin. Taht kurmuşsun kalbiNe ve dünya etrafında sanıyorsun. Oysa öyle değil. Kafandaki saçları sayman kadar saçma, insanların kaç çeşit olduğunu saymaya çalışma. İyisi mi sen önce kendini bir tanı.
Gün oldu tanıdın, bir adım daha yaklaştın kendine. Beynin belki kalbine ''siktir'' çekmiş,kalbin beynine küsmüş. Bir şeyleri yitirmişsin içinde. İki demir baştan biri arıza çıkarıyor vücutta. Ve sen artık kendini tanıdığından, bir zamanlar müdahale edemediği şahsına,artık dokunamazsın bile. Çünkü düşün... İnsan kendini tanımadığından aldatılsa da sever,kadın kocasından dayak yese de beyi yücedir. Adam karısından eve bir dakika geç geldiği için azar işitir. İşte iki cambaz aynı anda ipe çıktığından böyle saçmalar insan. Gel gör ki ipte tek cambaz olsa iyi-kötü ilerler o cambaz karşı tarafa.
Sadece kalp olsun örneğin.Saçma sapan hareketler silsilesi. Ne olmuş, ne olacak, ne olur hiiç umrunda olmaz.Onu seversin, bunu seversin.Şu şekil seversin, bu şekil seversin, o şekil seversin. Ona göre herkesin ne sevdiğine kimse karışamaz. Gidip bir köpekle bile evlenir(!)
Sadece beyni çalıştırsın. Ovv! Hep bir ciddiyet.Mantık arayışları her olayın içinde.Mantıksız olan her şey yanlış.Kışın koştura koştura saydıran doğal gaz sayacı hızında sorular.Kütahya'm siyanürle bulanmaya ne kadar yakınsa, seslerin arşa değmesi an meselesi burada da. Oturaklı davranışlar. He kötü mü? Değil elbette. Değil de bunlar hep böyle. Tel bildikleri ''Hadi gel oturak!''.
Yani ne yaparsan yap illa ki bir şeyler eksik. Ya sen hangisini tercih ediyorsun? Uyan olacaktır elbet sana da. Yazıyı okuduğunda 'ne yapıyorum ben' diye sorarsan kendine benim için kâfi. Peki sen bu yazının neresindesin diye soracak olursan ben hiç bi' yerindeyim. Başlıktaki gibi benimkisi tanışıklı dövüş. Tanışmaya başlamış beden ve organların dövüşü.
***
Fırat Gürsoy 29 Mayıs 2011 05:14
Sorun cezalandırmak değil. Sorun insanın kendine gelememesi.Beynini belli bir yaştan sonra kıvama getirdiğini sanan insan evladı(insanoğlu demeyelim feminizm yandaşları olabilir) daha kendini yönetecek duruma gelememiş,içinde neler olup bitiyor farkında değil. Ama hep bir ukalalık,hep bir yerden havalanış. ''Ben biliyorum, ben yaparım, ben iyiyim, ben, ben, ben, ben... ''Ben''le başlayan çoğu cümlenin sonunda, karşı tarafın senin hakkındaki düşüncelerini görsen, sürpriizzz! sana en büyük kandırış. Uzaklarda arama, çünkü sen içiNdesin. Taht kurmuşsun kalbiNe ve dünya etrafında sanıyorsun. Oysa öyle değil. Kafandaki saçları sayman kadar saçma, insanların kaç çeşit olduğunu saymaya çalışma. İyisi mi sen önce kendini bir tanı.
Gün oldu tanıdın, bir adım daha yaklaştın kendine. Beynin belki kalbine ''siktir'' çekmiş,kalbin beynine küsmüş. Bir şeyleri yitirmişsin içinde. İki demir baştan biri arıza çıkarıyor vücutta. Ve sen artık kendini tanıdığından, bir zamanlar müdahale edemediği şahsına,artık dokunamazsın bile. Çünkü düşün... İnsan kendini tanımadığından aldatılsa da sever,kadın kocasından dayak yese de beyi yücedir. Adam karısından eve bir dakika geç geldiği için azar işitir. İşte iki cambaz aynı anda ipe çıktığından böyle saçmalar insan. Gel gör ki ipte tek cambaz olsa iyi-kötü ilerler o cambaz karşı tarafa.
Sadece kalp olsun örneğin.Saçma sapan hareketler silsilesi. Ne olmuş, ne olacak, ne olur hiiç umrunda olmaz.Onu seversin, bunu seversin.Şu şekil seversin, bu şekil seversin, o şekil seversin. Ona göre herkesin ne sevdiğine kimse karışamaz. Gidip bir köpekle bile evlenir(!)
Sadece beyni çalıştırsın. Ovv! Hep bir ciddiyet.Mantık arayışları her olayın içinde.Mantıksız olan her şey yanlış.Kışın koştura koştura saydıran doğal gaz sayacı hızında sorular.Kütahya'm siyanürle bulanmaya ne kadar yakınsa, seslerin arşa değmesi an meselesi burada da. Oturaklı davranışlar. He kötü mü? Değil elbette. Değil de bunlar hep böyle. Tel bildikleri ''Hadi gel oturak!''.
Yani ne yaparsan yap illa ki bir şeyler eksik. Ya sen hangisini tercih ediyorsun? Uyan olacaktır elbet sana da. Yazıyı okuduğunda 'ne yapıyorum ben' diye sorarsan kendine benim için kâfi. Peki sen bu yazının neresindesin diye soracak olursan ben hiç bi' yerindeyim. Başlıktaki gibi benimkisi tanışıklı dövüş. Tanışmaya başlamış beden ve organların dövüşü.
***
Fırat Gürsoy 29 Mayıs 2011 05:14
26 Mayıs 2011 Perşembe
...Ya da
Sokak kaldırımı olabilirsin bazı zamanlar,
insanların basıpta geçtiği,üstüne oturup ezdiği ya da renklere bulanıp farklı görüntüler sahibi.
Eski bir bina olabilirsin istemediğin halde,
farklı kişilerle beraber olmuş,kimi zaman da aynı aile mensuplarına yardım ve yataklı etmişsindir.
Görüntün aynalardan müebbet hapis yemiş olabilir,
sadece sana konuşmuşsundur,baktığın sen ve baktığınla orantılı gördüğünde sen.
Herkes görmeyi beceremez aslında.Yansıyan değildir görünen,o baktığındır sadece.Çünkü insan hiç bir zaman ele vermez kendini.
Annene baktığında görebilir misin hormonların sevişircesine iç içe olduğunu? Babana sarıldığında hissettiğini mi sanırsın sahiplik duygusunu? Seviyorum dediğine yakın mısındır eline aldığın bira şişesi kadar ve sevdiğin gittiğinde içini boşalttığını görebilir misin aynı şişenin? Sen ne kadar bunları yapıyorum diye kendine söyle yapmıyorsun üzgünüm. Sen insanlara kendini nasıl yarı çıplak sunuyorsan,onlarda sana öyle sunacaklar kendilerini.Çok severler insanlar tecahül-ü arif hayatlarını ve hiç bi zaman da kabul etmezler bildiklerini. Sen ne kadar çalış,didin,çabala,sıkıl tanıyamayacaksın hayatını birleştirdiğini bile.Oysa ne güzel olurdu değil mi senden bir tane daha karşında... Hala zamanın var merak etme. Gözlerini açtığın 'hayatsa' eğer onda ümitsizliğe yer yok. Yenmiş olabilir bir dönem hayat seni ama göreceksin hayatın yüzünde gülen mimikleri. Ve göreceksin bir yerde tökezleyecek hayat. İşte o zaman üstüne basıp kaldıracaksın yumruğunu.Dayan olur mu? Seni yenmesine izin verme...
Bir çok şeye koyverir kendini güzel gözlerin. Duygu yoğunluğuna konulan bir isimdir aslında ağlamak. Ama akıl kârı değil herşeye ağlamak. Mesela sadece ölümlere ağla. Annen baban sağ ise eğer ,öleceklerine ağla. Bir kere gittiler mi seni yaratmaya elçi olmuş anne-babana ağla dönmeyecekler çünkü. Onları hiç sevmesen bile, öldüklerinde ağla.Çimen rengi bir örtü üstünden alınıp,kahve rengine büründüğünde süt beyaz kefen, kürekle toprak atacağına ağla. Uykudur insanın en savunmasız hali,yarı ölüdür. Anne-baba uyurken yarı ölü hallerine bakıp, bütüne tamamlayıp ağla. Ama insanlara ağlama. Onlarda senin bir kopyan gibi. Sen nasılsan eğer etrafındakilerde öyle aslında...
******************************
Mühim bir yere yetişmektir hayat.
Saat erkense umursamazsın, sallana sallana ilerlersin.Son dakikalarsa koşar...
Koşarken akıttığın terlerdir emeklerin hayatta,
Ya da benzetebilirsin terlerini çaresizlik anıtına.
Ulaştığında ise geciktiysen kaçmıştır yetişmeye çalıştığın,
Ya da kaçırmak istemişsindir belli etmeden etrafına.
Bir şeyler hissedersin uzaktan uzağa söyleyemediğine,
Ya da söylemek istemediğinden uzaklaşırsın rüyandaki insandan.
''Neden'' Diye başlayan soru cümlelerinin ardına eklemek istersin göz yaşlarını,
Ya da değmez karşındakine bakmaya
ne suratına ne gözüne ne kaşlarına.
Etrafına bak elbet vardır sahiden,sahibinden bir kalp,
Ya da kapa gözlerini görme kimseyi.
Nefessiz,kör,biraz da kütük sev ikinci kalbini,
Bari onu kazan, en kıymetli harbini.
***
Fırat Gürsoy 25 Mayıs 2011 22:45
insanların basıpta geçtiği,üstüne oturup ezdiği ya da renklere bulanıp farklı görüntüler sahibi.
Eski bir bina olabilirsin istemediğin halde,
farklı kişilerle beraber olmuş,kimi zaman da aynı aile mensuplarına yardım ve yataklı etmişsindir.
Görüntün aynalardan müebbet hapis yemiş olabilir,
sadece sana konuşmuşsundur,baktığın sen ve baktığınla orantılı gördüğünde sen.
Herkes görmeyi beceremez aslında.Yansıyan değildir görünen,o baktığındır sadece.Çünkü insan hiç bir zaman ele vermez kendini.
Annene baktığında görebilir misin hormonların sevişircesine iç içe olduğunu? Babana sarıldığında hissettiğini mi sanırsın sahiplik duygusunu? Seviyorum dediğine yakın mısındır eline aldığın bira şişesi kadar ve sevdiğin gittiğinde içini boşalttığını görebilir misin aynı şişenin? Sen ne kadar bunları yapıyorum diye kendine söyle yapmıyorsun üzgünüm. Sen insanlara kendini nasıl yarı çıplak sunuyorsan,onlarda sana öyle sunacaklar kendilerini.Çok severler insanlar tecahül-ü arif hayatlarını ve hiç bi zaman da kabul etmezler bildiklerini. Sen ne kadar çalış,didin,çabala,sıkıl tanıyamayacaksın hayatını birleştirdiğini bile.Oysa ne güzel olurdu değil mi senden bir tane daha karşında... Hala zamanın var merak etme. Gözlerini açtığın 'hayatsa' eğer onda ümitsizliğe yer yok. Yenmiş olabilir bir dönem hayat seni ama göreceksin hayatın yüzünde gülen mimikleri. Ve göreceksin bir yerde tökezleyecek hayat. İşte o zaman üstüne basıp kaldıracaksın yumruğunu.Dayan olur mu? Seni yenmesine izin verme...
Bir çok şeye koyverir kendini güzel gözlerin. Duygu yoğunluğuna konulan bir isimdir aslında ağlamak. Ama akıl kârı değil herşeye ağlamak. Mesela sadece ölümlere ağla. Annen baban sağ ise eğer ,öleceklerine ağla. Bir kere gittiler mi seni yaratmaya elçi olmuş anne-babana ağla dönmeyecekler çünkü. Onları hiç sevmesen bile, öldüklerinde ağla.Çimen rengi bir örtü üstünden alınıp,kahve rengine büründüğünde süt beyaz kefen, kürekle toprak atacağına ağla. Uykudur insanın en savunmasız hali,yarı ölüdür. Anne-baba uyurken yarı ölü hallerine bakıp, bütüne tamamlayıp ağla. Ama insanlara ağlama. Onlarda senin bir kopyan gibi. Sen nasılsan eğer etrafındakilerde öyle aslında...
******************************
Mühim bir yere yetişmektir hayat.
Saat erkense umursamazsın, sallana sallana ilerlersin.Son dakikalarsa koşar...
Koşarken akıttığın terlerdir emeklerin hayatta,
Ya da benzetebilirsin terlerini çaresizlik anıtına.
Ulaştığında ise geciktiysen kaçmıştır yetişmeye çalıştığın,
Ya da kaçırmak istemişsindir belli etmeden etrafına.
Bir şeyler hissedersin uzaktan uzağa söyleyemediğine,
Ya da söylemek istemediğinden uzaklaşırsın rüyandaki insandan.
''Neden'' Diye başlayan soru cümlelerinin ardına eklemek istersin göz yaşlarını,
Ya da değmez karşındakine bakmaya
ne suratına ne gözüne ne kaşlarına.
Etrafına bak elbet vardır sahiden,sahibinden bir kalp,
Ya da kapa gözlerini görme kimseyi.
Nefessiz,kör,biraz da kütük sev ikinci kalbini,
Bari onu kazan, en kıymetli harbini.
***
Fırat Gürsoy 25 Mayıs 2011 22:45
21 Mayıs 2011 Cumartesi
Çık Hayatım'dan
Çık hayatımdan
ya da girme ki zaten istemezsin.
İstemezsen çık ama öylece bırakıp gitme
Gözünün içine bakmaksa kör olmak
Sarılmaksa dinlenmek işte o zaman gitme
değilse çık hayatımdan.
Eğer değilse çık hayatım hayatımdan
Soluk almak beraber olmayacaksa
Aldığın gül gülmeyecekse
Zaman haber vermeden gitmeyecekse.
Çık hayatımdan
ya da bakma sen bana kal sonuna kadar.
Kal ki tutunalım büyüyelim iki hayattan kurtulalım
tek hayatta birleşip
Göz kenarlarımız kırışsın
yanaklar yumuşasın
Yüz yüze baktığım hep sen ol
Kalmak istersen kal
ya da gitme...
***
Fırat Gürsoy 22 Mayıs 2011 00:13
ya da girme ki zaten istemezsin.
İstemezsen çık ama öylece bırakıp gitme
Gözünün içine bakmaksa kör olmak
Sarılmaksa dinlenmek işte o zaman gitme
değilse çık hayatımdan.
Eğer değilse çık hayatım hayatımdan
Soluk almak beraber olmayacaksa
Aldığın gül gülmeyecekse
Zaman haber vermeden gitmeyecekse.
Çık hayatımdan
ya da bakma sen bana kal sonuna kadar.
Kal ki tutunalım büyüyelim iki hayattan kurtulalım
tek hayatta birleşip
Göz kenarlarımız kırışsın
yanaklar yumuşasın
Yüz yüze baktığım hep sen ol
Kalmak istersen kal
ya da gitme...
***
Fırat Gürsoy 22 Mayıs 2011 00:13
14 Mayıs 2011 Cumartesi
Tanımadığına Selam !
Mışıl mışıl uyuduğunu sanıp rüyanda debelendiğinini düşünebilirsin. Olmuştur o. Ama sen istemişsindir o karmaşayı. Uyandığın halde gözlerini bilerek açmadığın zamanların vardır.Sırf bazı güçler elindedir diye yaparsın bunu. Gözünü açtığında kaybolacaklarını bilişindendir uyanmaman. Hoştur o his. Sen ne yöne istersen o yöne gider adımlar. Birbirni izlerler ve 3 dakikada açacağın gözlerini bir bakmışsın 3 saatte zor açmışsın. Ne güzel bir duygudur iplerin elinde olması. Gerçek yaşama uyarla... Çok tatsız. Ne yazacak bir şey bulursun ,ne yaşanacak sevgi,ne güzel bir dostluk ne acı,keder,ölüm..hiç bir şey bulamazsın. Bırak ipler başka güçlerin elinde olsun. Haberin olmasın yarınından. Bi' kere bugünü adam akıllı yaşayabildin mi onu bir sorgula. Emin ol yaşayamamışsındır.He bilmem senin yaşama kriterlerin ne. Bana göre güzel bir bakış hoşlandığın kızdan ya da kadınsan erkekten.Sıcak bir kahve ve yanında sevdiklerin. Sıkılmalardan uzak eğlenceli bir sohbet,gülüşmeler,parıldayan göz bebekleri,saçınla oynayacak kalp...Birleştirebilirsin tek kişide bunları. Ama istemen gerekiyor öncelikle.İstedikten sonra da karşıdan bir ışık...
Herkesten yansıyabilir o ışık hüzmesi.Arkadaştan sevgili olmaz.Dosttan sevgili olmaz.Kardeşim diye gördüğüm insandan sevgili olmaz.Bırak Allah aşkına ya! Neden olmasın? En iyi seven aslında onlardır seni. O seni herşeyinle kabul etmiş ve en çok tanıyan olmuştur.Bir bakışın, gülüşün, dokunuşun arkadaşça gelir belki ama tanıyıp hoş vakit geçirmek değil midir amaç? Şans vermeye değmez mi birbirinize? Bakarsın her şey yolunda gider...'Olmaz ya ilerde ayrılıcaz zaten arkadaşlığımız bozulmasın'..Peh! Çok çocuksun afedersin de. Ne insanlar tanıdım liseden en iyi arkadaşlarmış şimdi mutlu bir aile tablosu. Kulağa hoş gelmiyor mu? Baya tatlı. Arkadaştan sevgili olmaz değil mi? O zaman hadi yoldan geçenle bir kahve iç. O zaman yolda laf atan davarlara kızmayacaksın ne de olsa arkadaşın olmadan sana yakınlaşmaya çalışmıştır(!).
***
Fırat Gürsoy 15 Mayıs 03:08
Herkesten yansıyabilir o ışık hüzmesi.Arkadaştan sevgili olmaz.Dosttan sevgili olmaz.Kardeşim diye gördüğüm insandan sevgili olmaz.Bırak Allah aşkına ya! Neden olmasın? En iyi seven aslında onlardır seni. O seni herşeyinle kabul etmiş ve en çok tanıyan olmuştur.Bir bakışın, gülüşün, dokunuşun arkadaşça gelir belki ama tanıyıp hoş vakit geçirmek değil midir amaç? Şans vermeye değmez mi birbirinize? Bakarsın her şey yolunda gider...'Olmaz ya ilerde ayrılıcaz zaten arkadaşlığımız bozulmasın'..Peh! Çok çocuksun afedersin de. Ne insanlar tanıdım liseden en iyi arkadaşlarmış şimdi mutlu bir aile tablosu. Kulağa hoş gelmiyor mu? Baya tatlı. Arkadaştan sevgili olmaz değil mi? O zaman hadi yoldan geçenle bir kahve iç. O zaman yolda laf atan davarlara kızmayacaksın ne de olsa arkadaşın olmadan sana yakınlaşmaya çalışmıştır(!).
***
Fırat Gürsoy 15 Mayıs 03:08
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Belki Şimdi Sensin
Kendini boşlukta hissettin mi hiç?Hissettin.
Peki ne yaşadın da böyle hissettin?
Sevgilinden ayrıldın?
Ailenle kavga ettin?
En sevdiğin arkadaşınla tartıştın?
Ya da onlarca arkadaşının yanında tek hissettin?
Uzaktan insanları izleyip onları anlamaya çalıştın?
İlla ki bir gün hissettin kendini boşlukta.Seninle aynı durumdaki insanlar dayanak oldu sana derdini paylaştın.Ailene söyleyemediklerini söyledin candan sevdiğin dostuna.''Kardeşim gibi seviyorum'' dediğin arkadaşına ağladın o üzgün diye.Boşluktu, aslında birbirine tutunup atladığın boşluktu hepsi.Hissetmedin ama hiç bir zaman.Hissettiğinde de adı büyümek oldu.
******
Hani eve gelir tek başına oturursun ya odanda.İşte ordaki kadar yalnız kaldın mı? Yapayalnız.
Bilgisayarı kapa,telefonu at bir koltuğa ve televizyonu kıs.O kadar yalnız kaldın mı? Kal.Kal ki ne yaptığını bilesin.Sabahtan kalkıp kendini bilmez bir tavırda bir yerlere ulaşmaya çalışırken ki halini düşün.Ulaştığında o 4-5-6-7-8 saat oturduğun sandalyeyi,koltuğu düşün. O oturma döneminde ağrıyan bir yerler olur elbet onları düşün.Onları neden ağrıttığını,ağrıtmana deyip deymediğini düşün.Saatler çantaları toplamış bir sonraki güne yolculuğa başlamışken sen kıçını kaldırıp eve gitme isteğiyle yanıp tutuşurken, trafikte kaldığını düşün. Ve eve geldiğini yemek yiyip,odana girip yalnız kaldığını düşün.Her gün bunu yapıyorsun aslında.Tema belli arada süslüyorsun.Birinci sınıfta yazdığın günlüğün gerçekliğini görüyorsun.Kalktım, kahvaltı yaptım,arkadaşlarıma gittim, eve geldim, babam gelmişti, beni öptü, dişlerimi fırçaladım ,yattım.Aslında şuan yaşadığın hayatın bir provasını daha kapıya tırmanıcak boydayken yaşamışsın da haberin yok.
*******
İçten,sıcak,çıkarsız bir sevgi istedin mi mesela?İste.
Hayatın her döneminde geçerli,tedavülden bir türlü kalkmayan o güzel meret. Kalkmaz.Çünkü hayata başladığın şu yıllarda(herkes için geçerli)göreceksin ki az bu tarz sevgi.Sadace aşk deme.Arkadaşta da böyle.Çıkarsız bir arkadaş,seni nedensiz seven bir arkadaş bulman zor.Onu eğlendiriyorsun diye senle konuşan,derdini dinliyorsun diye senle konuşan,kopya veriyorsun diye senle konuşan belki de sadece aynı ortamı paylaşıyorsun diye senle konuşan o kadar çok insan var ki.Beraber geçirdiğiniz dönemi atlattığınızda yolda görse dahi selam vermeyecek...Ama her şeyi ona yükleme vardır sende de kusur illa ki.Bir hareketini sevmez,ağızın bozuktur sevmez,tavrını sevmez,içten pazalığını sevmez,egonu sevmez,hırsını sevmez...Sonradan İstiklal'de,Beşiktaş'ta,Ortaköy'de,sahillerde,alışveriş merkezlerinde tanınmadım diye söylenme.Vardır elbet sevilmeyen bir yönün.Onun farkına var düzelt öyle iste bazı şeyleri.
Aşkta sevgi nasıl kazanılır?Onu bilmem.Güzellik,beğeni,inanç,arkadaşlık gibi göreceli kavramların ulaşımı herkese farklı.Tek bildiğim bir şey var saygı.Karşındakinin de senden bi eksiği olmadığını,insan olduğunu,duyguları olan bir varlık olduğunu bilip onu saydığında başlar aslında herşey.Annesidir ilişkinin saygı.İkinizi çekip çevirir,kollar,hareketlerini denetler,sevmeyi öğretir.Sana kalansa anneyi üzmemektir...
*********
-İnsanlar farklı hayatları birleştirirken birşeylerden fedakarlık etmeli o sevgiyi haketmek için.Brezilyadaki Mehmetle Belçikadaki Fatma bir hayatı paylaşacaklarsa fedakarlık edecekler birşeylerden.Birbirlerine göre yaşamayı bilecekler.''Hayat benim hayatım kimse karışamaz''lar unutulacak bir şekilde.Yapmam ben bunları dersin şimdi.İlerde sevince,sevipte kendini kaybettiğinde anlarsın.Zor gelmez merak etme .Onla yaşadığın hayat o kadar tatlı gelecek ki unutacaksın dış dünyayı.Güzeldir güzel merak etme.Beraber yediğin yemeğin tadı ayrı gelecek.Güldüğün sahne daha komik,izlediğin film daha güzel.O yılları iste.Ama biraz bekle bir 8-9 sene kadar.Erken birleştirdiğin hayatlar tüketir vakti geldiğinde ikinizi.Tanı sonuna kadar ki bir gün olur da aynı yastığa baş koyarsan kimle koyduğunu bil.Bilinmeyen,söylenmeyen,adı duyulmamış kişiler olmasın.Arkadaşın olsun şimdi gez ,toz ,sinemaya git ,yemek ye ,gece kulübüne git,içki iç,içmiyorsan kahve iç,tanı karşındakini. Gör görülmeyenlerini.Mesafeni koru ama dürbünlede seyretme...
***
Fırat Gürsoy 28 Nisan 2011 22:17
İstemediğin Hayatın Sahibisin
Sen, hayata, yatağından her kalktığında içinde söyleyemediklerinle başlayansın.
Yaşadığını sanıyorsun.Ne güzel bir hayatım var diyorsun ama kendini kandırıyorsun.Sırf düzenin bozulmasın diye susuyorsun ve söylemek istediklerini,inandıklarını gizliyorsun.O mu sana göre yaşamak? Yazık sana.
Ölüm uzak gelir bu yaşta ama şahdamarına atılan bir çizik kadar incedir.Söyle söyleyemediklerini.Akşam yatarken ''yarın söylerim'' diyip erteleme.Sabah kalkamayabilirsin.Ne söyleyeceksen yürekli söyle.Söylediğine inanarak söyle.''Seni seviyorum'' derken söz olarak sevme,başka bir hayatı kendine bağladığının farkına vararak söyle.Belki o zaman daha inanılır bir hal alır sevgi.
Yıllar önce yazdığım bir yazıda bahsetmiştim.Sevgi önemli de saygı daha önemli diye.Bu zamanda çevremdekilerin birbirine saygılarının kalmadığını görüyorum içlerine kapılmayıp uzaktan izlediğimde.İnsanlar birbirini dinleyemezken,suratına başka arkasından başka konuşurken,seviyorum diyip sevip sevmemeyi birbirinden ayıramazken,verdiği sözlerin arkasında durmayı bırak söz verdiğini inkar edenler varken,ağlarken bile hayatı dizi tadında yaşayanlar varken, ne sevgiden ne saygıdan ne arkadaşlıktan ne dostluktan ne kardeşlikten bahsedebiliyorum.Bunları yapmayan insanları yavaş yavaş bulacağım ve bulmaya başladım biliyorum.Bilmek istiyorum.18 e kadar çok kez inanıp yüzüstü bırakılan biri olarak artık bilmeye hakkım olduğunu düşünüyorum. Sen de aç artık gözünü.İnsan seçmeyi bil. Göreceksin hayat işte o zaman başlayacaktır.
***
Fırat Gürsoy 21 Nisan 2011 21:49
Yaşadığını sanıyorsun.Ne güzel bir hayatım var diyorsun ama kendini kandırıyorsun.Sırf düzenin bozulmasın diye susuyorsun ve söylemek istediklerini,inandıklarını gizliyorsun.O mu sana göre yaşamak? Yazık sana.
Ölüm uzak gelir bu yaşta ama şahdamarına atılan bir çizik kadar incedir.Söyle söyleyemediklerini.Akşam yatarken ''yarın söylerim'' diyip erteleme.Sabah kalkamayabilirsin.Ne söyleyeceksen yürekli söyle.Söylediğine inanarak söyle.''Seni seviyorum'' derken söz olarak sevme,başka bir hayatı kendine bağladığının farkına vararak söyle.Belki o zaman daha inanılır bir hal alır sevgi.
Yıllar önce yazdığım bir yazıda bahsetmiştim.Sevgi önemli de saygı daha önemli diye.Bu zamanda çevremdekilerin birbirine saygılarının kalmadığını görüyorum içlerine kapılmayıp uzaktan izlediğimde.İnsanlar birbirini dinleyemezken,suratına başka arkasından başka konuşurken,seviyorum diyip sevip sevmemeyi birbirinden ayıramazken,verdiği sözlerin arkasında durmayı bırak söz verdiğini inkar edenler varken,ağlarken bile hayatı dizi tadında yaşayanlar varken, ne sevgiden ne saygıdan ne arkadaşlıktan ne dostluktan ne kardeşlikten bahsedebiliyorum.Bunları yapmayan insanları yavaş yavaş bulacağım ve bulmaya başladım biliyorum.Bilmek istiyorum.18 e kadar çok kez inanıp yüzüstü bırakılan biri olarak artık bilmeye hakkım olduğunu düşünüyorum. Sen de aç artık gözünü.İnsan seçmeyi bil. Göreceksin hayat işte o zaman başlayacaktır.
***
Fırat Gürsoy 21 Nisan 2011 21:49
Can Yücel'e (Bağlanmayacaksın'a...)
Daha çok sevdim belli ki bırakıp gidince kırıldım. Ağlamadım. Senden daha güçlüyüm. Sen gözyaşlarınla, sevdiklerinle, yaşadıklarınla doldurduğun bardağını öğle vaktinden eline aldığında, ben insan içinde kovalamaca oynadım. Sen bir ağacın altına geçip insanlardan uzak kolayı seçerken, ben derdimi onlara anlatıp daha da yüklendim. Senin gibi olabilseydim diyorum ama kimi zamanlar. Çoğu zamanlar… Keşke bende kaçabilsem, elime bir bardak verseler de sadece onu arkadaş edinsem, cansız ya anca ben onu kırarım o beni kıramaz deyip egoizmin doruklarına ulaşsam ‘insanlar’ gibi.
Dahi değilsin usta. Herkesin yaşayamadığını göstermek dâhilik değil şu zamanda. Herkesin yaşadığını gösterip koltukların kabarması hakim.
Göremiyorum çok sevmeler. Seni mi okudu herkes? Anlamadım. Neden yazdın o şiiri? Yazmaz olaydın. Seni okuyan unuttu sevmeyi. Görüyorum(göremiyorum) sevenleri, sevmeyi bilenleri. Ölümüne seviyorum, her geçen gün daha çok bağlanıyorum diyip kendi çözen düğümleri. Başkası bağlarken geri çekilip kendisi bağlayabileceğini düşünenleri. Seveni hiçe sayıp bencilliğe kurban olmuş kalpleri. Kalbiyle değil beyniyle sevenleri. Aşkı ölüm sayanları… Yazmaz olaydın usta.
***
Fırat Gürsoy 6 Mart 2011 12:11
Dahi değilsin usta. Herkesin yaşayamadığını göstermek dâhilik değil şu zamanda. Herkesin yaşadığını gösterip koltukların kabarması hakim.
Göremiyorum çok sevmeler. Seni mi okudu herkes? Anlamadım. Neden yazdın o şiiri? Yazmaz olaydın. Seni okuyan unuttu sevmeyi. Görüyorum(göremiyorum) sevenleri, sevmeyi bilenleri. Ölümüne seviyorum, her geçen gün daha çok bağlanıyorum diyip kendi çözen düğümleri. Başkası bağlarken geri çekilip kendisi bağlayabileceğini düşünenleri. Seveni hiçe sayıp bencilliğe kurban olmuş kalpleri. Kalbiyle değil beyniyle sevenleri. Aşkı ölüm sayanları… Yazmaz olaydın usta.
***
Fırat Gürsoy 6 Mart 2011 12:11
Kaydol:
Yorumlar (Atom)